Diyabette Beslenme

diyabette beslenme
BeslenmeLifestyle

Diyabet; insülin sekresyonu ve insülinin aktivitesinde ya da her ikisinde birden oluşan defektler sonucunda kan şekerinin yükselmesi ve karbonhidrat, protein, yağ metabolizmasındaki anormalliklerle karakterize olan bir hastalıktır.

Diyabette beslenme tedavisinin amaçları; bireyin kan şekeri düzeyini sağlıklı bir insanınkine yakın düzeyde tutabilmek, yani glisemik kontrolü sağlamak, akut komplikasyonları ( diyabetik ketoasidoz, hiperglisemi, hipoglisemi) ortadan kaldırmak ve oluşabilecek kronik komplikasyonların(KVH) risklerini azaltmak, böylece bireyin yaşam kalitesini yükseltmektir.

Tip1 diyabet tedavisinde; hızlı etkili insülin kullanan bireylerde karbonhidrat sayımı yapılır. Ana öğün ve ara öğünlerdeki karbonhidrat miktarına göre insülin yapılır. Karışım insülin kullananlarda karbonhidrat tüketiminin ve miktarının öğünlerde bire bir olmasına dikkat edilmelidir.

Planlanmış egzersizlerde insülin dozu ayarlanır. Birey planlanmamış bir egzersiz yapacaksa bir ara öğünündeki karbonhidrat miktarının yaklaşık iki katı kadar karbonhidrat tüketip öyle egzersiz yapması gerekmektedir. Egzersiz esnasında ölçüm yapıp kan şekerini kontrol etmesi konusunda hasta bilgilendirilmelidir. Tip2 diyabetlilerde fiziksel aktivite mutlaka önerilmelidir. Kas dokularının kandaki glikozu alımı artar, down-regulation olma riski azalır, bu da insülin direncini önlemede yardımcıdır.

Karbonhidratlar temel enerji kaynağıdır ve iyi bir sağlık için alınması şarttır. Basit karbonhidratlar yerine kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir. Basit karbonhidratlar reaktif hipoglisemiye neden olur. Kişiye günlük en az 75-130 gr aralığında karbonhidrat verilmelidir. Glisemik indeksi ve glisemik yükü düşük besinler tercih edilmelidir. Glisemik yükü baz alırsak daha geniş yelpazeli bir beslenme programı elde edebiliriz. Tam tahıllı besinler tercih edilmelidir.

Karbonhidrat miktarına paralel olarak posa miktarı da artırılmalıdır. Posalı besinler kan şekerini daha düzenli kullanmamızı sağlar. Çözünmez posa glikoz emilimini yavaşlatır, azaltabilir ve kalın bağırsaktaki basıncı düşürerek dışkılamayı kolaylaştırır. Çözünür posa, glikoz ve kolesterol emilimini yavaşlatır, mide boşalım hızını geciktirir, böylece kan şekerini daha iyi kullanmayı sağlar. Yapılan araştırmalarda posalı gıda tüketimin insülin ve oral antidiyabetik kullanımını azalttığı tespit edilmiş, plazma lipit konsantrasyonunu düşürdüğü de bulunmuştur. Aynı zamanda LDL ve Trigliseriti düşürmeyi de sağlar. Günlük 20-30gr kadar posa alınmalıdır.

Doymuş yağlar total kalorinin %7’ sinin altında olmalıdır. Total kolesterol alımı günlük 200 mg altında olmalıdır. Trans yağ asitlerinin azaltılması LDL’ yi düşürür, HDL’yi artırır. Bu nedenle paketlenmiş ürünlerden uzak durulmalıdır. Haftada en az iki kez balık tüketimi (fırın veya ızgara) önerilir. Toplam kalorinin %25-%30’u yağlardan gelmelidir.

Böbreklerde bir sıkıntı yoksa günlük kg başına 0.8-1 gr kadar protein verilmelidir. Protein alımının kan şekeri düzeyine bir etkisi yoktur, fakat insülin yanıtını artırır. Akut hipoglisemide ve gece hipoglisemilerinde protein kullanılmamalı, toplam kalorinin %15-20 kadarını oluşturmalıdır. Nefropatik bir bireyse bu oran azaltılır.

Yoğun proteinli haftalık ve günlük diyetlerin insülin direncini kırmada da olumlu etkileri bulunmuştur. Ancak uzun vadede böbrek fonksiyonlarını bozabilir karaciğere yük binebilir bu sebepten uzun süreli protein ağırlıklı diyet yapmak tartışmalı bir konudur.

Eğer bir eksiklik yoksa ek mineral vitamin takviyesi yapılması gerekmez. Yeterli sebze meyve ile sağlanabiliyorsa supplement alımı önerilmez. Biyoyararlılık oral alımla daha yüksektir. Vitamin E, C ve karoten gibi antioksidanların rutin takviyesi önerilmez, beslenmeyle alınması daha sağlıklıdır.  Diyabetli bireylerde krom takviyesi de önerilmemektedir. Mannitol, ksilitol gibi şeker alkoller ve besin değeri olmayan tatlandırıcılar FDA tarafından belirtilen günlük alım sınırları içinde olduğu surece kullanılabilir, ama tercihen hastaya doğal tatlara alışması önerilmelidir.

Glisemik kontrolü sağlayamayan obez bireylerde, dislipidemisi, nefropatisi olan diyabetlilerde sık sık hipoglisemi yaşayan gebe ve emzikli diyabetlilerde kesinlikle alkol kullanımı önerilmez. Glikoza metabolize olmadığı için glikoneogenezi inhibe etmesi nedeniyle hipoglisemiye neden olabilir. Diyabetli birey alkol tüketirken yanında mutlaka karbonhidrat içeriği olan ürünler de olmalıdır. Tercihen şarap önerilir.

Totalde süt ve süt ürünleri, tam tahıllı gruplar, kuru baklagiller, yağsız etler, balık, düşük GI sebze ve meyveler, tekli ve çoklu doymamış yağlar içeren sağlıklı bir beslenme programı oluşturmak uygundur. Hastaya mutlaka beslenme eğitimi verilmelidir.

Diyabet tabi ki büyük ölçüde genlerimizle beraber günümüze taşıdığımız hastalıklardan birisidir. Ancak sağlıklı yaşam ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları ile ortaya çıkmasını geciktirebiliriz veya kontrol altında tutabiliriz.

Hepinize sağlıklı günler dilerim.

Diyetisyen Buket Adanç

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Menü